| | Üretsiz Blog oluştur

bilgisayar dersi

Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi 1.Sınıf 2.Öğretim

Kurtluş Savaşı

                                            KURTULUŞ SAVAŞI     

Birinci Dünya Savaşı`ndan yenilgiyle çıkan Osmanlı İmparatorluğu, imzaladığı Mondros mütarekesi ile kaderini itilaf devletlerinin insafına terk ediyordu (Mondros Mütarekesi).Mütarekeyi imzalayan Ahmet İzzet Paşa hükümeti, müta-reke hükümlerinin ılımlı bir biçimde uygulanacağını ve Osmanlı devletinin egemen-lik haklarına dokunulmayacağını ummaktaydı.Oysa,Türk ulusal varlığını yok dere-cesine indirmeye kararlı olan İtilaf devletleri, mütarekeyi kendi anlayışları doğ-rultusunda uygulamaya başladılar.Osmanlı ordusunun hızla terhisine, silahların alınmasına ve ülkeyi işgale başladılar.    Türkler için durum umutsuz görünüyordu.Ülke parçalanmış, nüfusu azalmış halk uzun savaşlarla bitkin düşmüştü.Aydınlar, bağımsızlığı değil, bağımlılığın alacağı biçimi tartışıyorlardı.Wilson ilkeleri ve amerikan mandası aydın çevrelerde büyük ümitler ve hayaller yaratıyordu.    Mütareke uygulamasına ve işgallere ilk tepkiler, rum ve ermeni nüfusunun çok olduğu bölgelerde ortaya çıktı.Buralardaki ermenilik ve rumluk davalarına karşı Türkler, kendi hukuklarını korumak ve temsil ettikleri bölgelerin Türkiye`den koparılmasını önlemek için “Müdafaa-i Hukuk” örgütleri oluşturmaya başladılar.    Yunalılar`ın İzmir`i işgali ve Anadolu içlerine ilerlemesine Türkler`in tepkisi ani ve sert oldu.İlerleyen yunan birlikleri ordu ve milis güçlerinin silahlı direnişiy-le karşılaştı.    İzmir`in işgalinden bir gün sonra 9. ordu müfettişliği göreviyle İstanbul`dan ayrılan Mustafa Kemal Paşa`nın 19 mayıs 1919`da Samsun`dan Anadolu`ya geçi-şiyle Türk ulusal hareketi ihtiyaç duyduğu önderine kavuştu.Mustafa Kemal Paşa` ya verilen görev, Müslüman-Hıristiyan çatışmalarını yatıştırmak, bölgede faaliyet gösteren çeteleri dağıtmak, kalan Türk birliklerinin terhisine ve silahsızlandı-rılmasına nezaret etmekti.Ama o, bunun yerine Türk anayurdunun işgale karşı si-lahlı direnişini örgütlemeye koyuldu. Mustafa Kemal Paşa, 22 mayısta Havza`dan kolordu komutanlığına gönderdiği bir genelgeyle “mülkiye memurlarının güvene layık olanları ile işbirliği halinde ba-ğımsızlığın savunulması ve gerekli teşkilatın yapılması” gereğine dikkat çekiyordu (HAVZA GENELGESİ).Amasya`da Ali Fuat Paşa(Cebesoy), Hüseyin Rauf (Orbay), Refet (Bele) beylerle görüştükten ve merkezi Erzurum`da bulunan XV. Kolordu` nun komutanı Kâzım Karabekir ve Konya`daki Yıldırım kıtaatı müfettişi Mersinli Cemal Paşa ile ilişki kurduktan sonra, sivil ve askeri makamlara 22 haziranda gön-derdiği genelgede “milletin istiklalini yine milletin azim ve kararının kurtaracağı” belirtiyor ve “milletin sesini dünyaya duyurmak” için Sivas`ta ulusal bir kongrenin toplanacağı bildiriliyordu(Amasya Genelgesi, Amasya Kararları).Bu, ulusal hareke-tin başlatılmasının açıkça ilanı niteliğindeydi.İngilizler`in isteği üzerine hüküme-tin İstanbul`a dönmesi konusunda yaptığı ısrarlı çağrılara uymayan Mustafa Kemal Paşa, görevine son veren padişah iradesi üzerine askerlik mesleğinden isti-fa ederek”Sine-i millette bir ferd-i mücahit olarak” çalışacağını açıkladı. 23 tem-muz 1919’da toplanan Erzurum kongresi,bölgesel amaçlı bir kararlar aldı. Mondros mütarekesi imzalandığında var olan fiili sınırların vatan toprakları sayılmasını ve rumluk ve ermenilik  davasına hizmet edeceğinden her türlü işgale karşı konulma-sını kararlaştırdı.(ERZURUM KONGRESİ ) Mustafa Kemal Paşa, kongrece sapta-nan amaçlara ulaşmak için her türlü yönetsel ve siyasi önlemi almaya yetkili kılınan“Heyeti temsiliye “nin de başkanlığına seçildi. Erzurum kongresi sürerken ve son-rasında Batı Anadolu’da da ulusal kongreler toplanıyor ( İkinci Balıkesir kongresi, 26-30 temmuz; Nazilli Kongresi, 6-9 ağustos, Alaşehir kongresi, 16-25 ağustos ), böylece ulusal hareket bölgesel kongrelerle olgunlaşıyordu. Sivas kongresi (4-12 eylül ), Erzurum Kongresi’nde kabul edilen ilkeleri ve tüzüğü bölgesellikten kurta-rarak ulusallaştırdı, amerikan mandası fikrini reddederek tam bağımsızlık düşün-cesini kesinlik kazandırdı. Bütün direniş örgütlerini, kurduğu Anadolu  ve Rumeli müdafa-i hukuk cemiyeti’nde birleştirdi. Cemiyetin TBMM‘nin  açılışına kadar ulu-sal hareketi yürütecek Heyeti Temsiliye’sini oluşturdu. ( SİVAS KONGRESİ.) İs-tanbul hükümetinin Mustafa Kemal Paşa’yı tutuklama ve kongreyi engelleme girişi-mi başarısızlığa uğratıldı( ALİ GALİP OLAYI ).Kongre karşısındaki tutumu İstan-bul hükümetini Anadolu ile sert biçimde karşı karşıya getirmişti. Anadolu 23 gün süreyle İstanbul ile ilişkiyi kesti. Hükümet yanlısı idare amirleri tutuklandılar ya da kaçmak zorunda bırakıldılar. Sadrazam Damat Ferit Paşa bu durum karşısında istifa etmek zorunda kaldı ( 30 eylül ). Bu, ulusal hareketin gücünü gösteriyordu.Mustafa Kemal Paşa ve heyeti temsiliye, işgal altında bulunmayan bütün illerde  askeri ve sivil makamlara ve  sivil ulusal güçlere yetkisini kabul ettirmiş, İstanbul  un karşısında ikinci bir iktidar odağı olarak yerini almıştı.Ali Rıza Paşa`nın kurdu-ğu yeni hükümet, ilk iş olarak Anadolu ile ilişkiye geçti ve Bahriye nazırı Salih Pa-şa`yı Mustafa Kemal Paşa ile görüşmek üzere Amasya`ya gönderdi.Amasya bu-luşması (20-22 Ekim) sonucu İstanbul Hükümeti, toplanması öngörülen Meclisi mebusan`ın da onaylaması koşuluyla Sivas kongresi kararları kabul ediliyordu(A-MASYA BULUŞMASI).Böylece Amasya tamimi`nden Sivas Kongresi`ne kadar a-dım adım geliştirilen ulusal bağımsızlık hareketi İstanbul hükümetince resmen ta-nınmış oluyordu.    İstanbul`da toplanacak olan Meclisi mebusan için, Kasım 1919`da yapılan seçimler büyük ölçüde Müdafaa-i Hukuk örgütlerince desteklenen adayların kazan-masıyla sonuçlandı.Bu arada Heyeti temsiliye Sivas`tan işgal altındaki batı ve Gü-ney Anadolu ve İstanbul ile haberleşme olanakları dah fazla olan Ankara`ya ta-şındı(27 Aralık 1920).Bundan sonra Ankara, zafere kadar ulusal hareketin mer-kezi oldu.    12 ocakta çalışmalarına başlayan meclisi mebusan, 17 şubatta, Erzurum ve Si-vas kongrelerinde belirlenen esaslara göre Türkiye`nin kabul edebileceği barış koşullarını tüm dünyaya ilan etti(Misaki Milli beyannamesi).Misaki milli`nin          ilanı itilaf devletleri`ni memnun etmemişti.Ankara`ya yerleşen Mustafa Kemal ve heyeti temsiliye, İstanbul`da kendisini destekleyen bir  meclis ve belirli ölçüler i-çinde tanıyan bir hükümetle kuvvetli bir durumda görülüyordu.Başkentteki gizli gruplar Anadolu hareketini daha aktif destekler bir biçime gelmişlerdi.Bu geliş-melerden endişelenen İngilizler, siyasetlerini sertleştirmek yoluna gittiler.16 martta İstanbul resmen işgal edildi ve fiili işgal pekiştirildi.18 martta meclisi me-busan çalışmalarını tatil etti.    Meclisi mebusan`ın tatilden bir gün sonra Mustafa Kemal Paşa, olağanüstü yet-kilere sahip bir meclis için seçim yapılmasını istedi.Meclis, Heyeti temsiliye`nin yerleştiği Ankara`da toplanacak, meclisi mebusan`ın Ankara`ya gelebilen üyeleri de bu meclise mebus olarak katılabileceklerdi.Bu arada İstanbul`dan Ankara`ya bir subay ve sivil akını başladı.Damat Ferit Paşa`nın yeniden sadrazam atanması (5 Nisan), İstanbul`un, ulusal harekete karşı siyasetini sertleştirdiği anlamına geliyordu.Padişah ve hükümeti, yükselmekte olan ulusal harekete karşı siyasi, dini, askeri tüm olanaklarını kullanarak saldırıya geçti.11 nisanda, şeyhülislam Dürriza-de Abdullah`ın ulusal harekete katılanların “padişah ve halifeye karşı asi oldukla-rı ve katillerin meşru ve farz olduğuna” ilişkin fetvasını yayımladı.Ulusal harekete karşı var olan ayaklanmaları desteklediği gibi, işi bizzat ele alarak 18 nisanda “Kuvayı inzibatiye” adıyla bir kuvvet oluşturdu.    23 nisanda Ankara`da toplanan ve Mustafa Kemal Paşa`yı başkan seçen meclis (TBMM) bu girişimlere karşılık vermekte gecikmedi.Ulusun kaderini eline almış bir kurul olarak 29 nisanda meşruluğuna karşı duranları vatan haini sayan Hıyaneti vataniye kanunu`nu kabul etti.4 mayısta bu meclis bir Bakanlar kurulu(Heyeti ve-kile) atadı.5 mayısta İstanbul`un fetvasına karşı, Ankara müftüsü Rıfat Efendi (Börekçi)tarafından çıkarılan ve152 müftü tarafından onaylanan fetva yayımlandı.    Kararlaştırılan barış koşullarını Türkiye`ye kabul ettirebilmek için gerekli kuv-veti doğuda bulundurmayan İngiltere, bu iş için yunan askerlerini kullanmak eğili-mindeydi.Daha büyük pay almak amacıyla İngiliz çıkarları için kullanılmaya gönüllü olan yunan kuvvetleri Milne hattı`nı geçerek ileri harekatâ başladılar (22 Hazi-ran 1920).Ciddi bir direnişle karşılaşmadan Balıkesir (30 haziran), Nazilli (3 temmuz), Bursa (9 temmuz) ve uşak`ı(29 ağustos) işgal ettiler ve İzmit-Sapanca-Eskişehir-İnegöl-Gediz-Uşak-Sarayköy çizgisine ulaştılar.Yunanlılar, Batı Anadolu `daki ilerleyişleri sürerken 20 temmuzda Lüleburgaz ve Babaeski, 25 temmuzda Kırklareli ve Edirne işgal edildi.Kolordu komutanı Cafer Tayyar Bey (Eğilmez) yu-nanlılara tutsak düştü.    Bu arada İtilaf devletleri ile İstanbul hükümetinin temsilcileri arasında Sevr antlaşması imzalandı (10 Ağustos 1920).Antlaşma, Türkler`i ulusal varlıklarını savunacak her şeyden yoksun bırakıyor, Orta Anadolu’da gölge bir devlet durumu-na getiriyordu (SERV ANTLAŞMASI).İtilaf devletleri`nin padişahın uysal hükü-metine empoze ettiği bu antlaşmayı Ankara`daki TBMM tanımadı ve onu imza-layanlarla saltanat şûrasından onaylayanları vatan haini ilan etti (19Ağustos). 1920 eylülünde siyasal durumun olgunlaşması üzerine TBMM, doğu cephesi komu-tanlığına Ermeniler`e karşı askeri harekât için izin verdi.28 eylülde taarruza ge-çen Türk kuvvetleri 29 Eylülde Sarıkamış`ı, 30 ekimde de Kars`ı kurtardıktan sonra 7 kasımda Gümrü`yü ele geçirerek Ermeniler`i barış istemek zorunda bı-raktı (Gümrü Antlaşması, 2 aralık 1920).Böylece, Misakı Millinin Kafkasya için öngördüğü ulusal sınır, Iğdır ve Tuzluca ilçeleri ile Kars geri alınarak gerçekleşti-rildi.Böylece, Doğu cephesinde kazanılan bu zaferle Kurtuluş savaşı`nın bir cephesi kapanmış, asıl savaşın verileceği Batı cephesine kuvvet kaydırma olanağı sağlanmış oluyordu.    1920 yılı sonlarında Batı cephesi`indeki Kuvayı milliye birlikleri tasfiye edilerek düzenli ordu birliklerine dönüştürüldü.Yunanlılar`ın 1921 ocak martında gerçekleştirdiği iki saldırı, İnönü`de durduruldu(İnönü Savaşları).    İkinci İnönü savaşı`nda aldıkları yenilgiden sonra Yunanlılar yeni bir stratejik saldırı için hazırlanmaya başladılar.Yunan taarruzu 10 temmuz 1921`de başladı ve hızla gelişti.Afyon ve Kütahya, Yunanlılar`ın eline geçti.Türk komutanlığı ordunun yeniden düzene sokulması için kademe kademe Sakarya gerisine çekilmesine ka-rarı verdi.Batı cephesi kuvvetleri 25 temmuz akşamına kadar Sakarya gerisine çekildiler.10 temmuzdan 25 temmuza kadar aralıksız süren bu savaş sonunda Yunanlılar, önemli toprak kazançları sağladılar, ama öngördükleri biçimde Türk kuvvetlerini yok etmeyi başaramadılar (Kütahya-Eskişehir Savaşlar).    Ordunun Sakarya`nın Doğusuna çekilmesi, tehlikenin Ankara yakınlarına kadar gelmesi bir takım olağanüstü önlemleri gündeme getirdi.Mustafa Kemal, Meclis`in bütün yetkilerine sahip olarak başkomutanlığa getirildi.Ordunun donatımı için halktan fedakârlık istendi (Tekalifi Milliye Emirleri).Doğu  ve Güney cephesi` ndeki birlikler Sakarya`ya kaydırıldı.Yunan birlikleri 13 ağustosta ileri harekâta başladılar ve 23 ağustosta Sakarya`daki Türk cephesiyle temasa geçtiler.23 a-ğustosta başlayan Sakarya meydan muharebesi 22 gün ve gece sürdü.Mustafa Ke-mal`in bizzat komuta ettiği Türk ordusu`nun zaferiyle sonuçlandı.(Sakarya Meydan Savaşı).13 eylülde yunan kuvvetleri Sakarya`nın batısına atılmışlardı.    Sakarya zaferi Kurtuluş savaşı`nın dönüm noktası oldu. Bu zamana kadar Yu-nanlılar`da taarruz insiyatifi Türklere geçti.Sakarya  zaferi Türkiye`nin dış siyasetinde de yeni gelişmelere yol açtı.13 ekimde Kafkasardı devletleri (Gürcis-tan, Ermenistan, Azerbaycan) ile Kars Antlaşması imzalandı.Fransa ile imzalanan Ankara itilafnamesi ile kuvayı milliye birliklerinin ocak 1920`den beri savaşı verdikleri Güney cephesi kapanmış oldu.    Sakarya`dan sonra taarruz sırası, Türkler`e gelmişti.Yaklaşık bir yıl süren hummalı bir hazırlıktan sonra Türk ordusu 26 ağustos 1922 sabahı saldırıya geçti (BÜYÜK TAARRUZ).30 ağustosta düşmanın asıl kuvvetleri büyük ölçüde imha ve esir edildi (Başkomutan Meydan Savaşı).Yunan ordusunun imhadan kurtulan birliklerini izleyen Türk kuvvetleri, 9 eylülde İzmir`e girdi.18 eylülde son yunan askerleri Bandırma`dan Anadolu`yu terk ettiler. Mudanya Mütarekesi (11 ekim 1921) ile itilaf devletler i İstanbul`da, Boğazlar` da ve Doğu Trakya`da Türk egemenliğinin kurulmasını kabul ettiler (Mudanya Mü-tarekesi).Lozan Antlaşması ile (24 temmuz 1923) Kurtuluş savaşı siyasi olarak da sona erdi. Kurtuluş savaşı`nı yürüten kadronun çekirdeğini, asker ve sivil milliyetçi aydın-lar oluşturuyordu.Birinci Dünya Savaşı`na girerken orduda geniş bir operasyon yapılmış, eski kadrolar tasfiye edilerek genç subaylar büyük sorumluluk mevkilerine getirilmişti.Bu subayların çoğu İttihat ve Terakki hareketi içinde ye-tişmişler ve Birinci Dünya Savaşı deneyinden geçmişlerdi.Bu kadro, milliyetçi sivil aydınlarla birlikte Kurtuluş savaşı`nın belkemiğini oluşturur.Eşraf Kurtuluş sava-şı`nda ağırlıklı biçimde yer aldı ve direnme hareketinin gerektirdiği mali kaynak-ların sağlanmasında, Kuvayı Milliye müfrezelerinin hazırlanmasında vazgeçilmez bir rol oynadı.Ulusal harekete katılan din adamları, şeyhler, ağalar, aşiret reisle-ri, halkla öncü kadrolar arasında köprü işlevi gördüler, para ve asker sağlanmasın-da etkili oldular.    Kurtuluş savaşı  boyunca Ankara, gerçekçi bir dış siyaset izledi.İtilaf devletle-ri ve onların desteklediği Yunanistan ile savaşan Türkiye için İtilaf devletleri`ni dengeleyecek bir müttefike gerek vardı.Bu zorunluluk, aradığı dış desteği Batı` da bulmasına olanak bulunmayan Ankara hükümetini, siyasal ve ideolojik nedenler-le Türk ulusal hareketine ilgi duyan Sovyetler Birliği ile yakınlaşmaya yöneltti.İlk resmi temas, Mustafa Kemal Paşa`nın, Lenin`e TBMM`nin açılışından üç gün son-ra gönderdiği, taraflar arasında askeri ve siyasi bir ittifak öneren mektubuyla başladı.Sovyet Dışişleri komiseri Çiçerin`in taşıyan cevabi mektupta, Sovyetler Birliği`nin Ankara hükümetini tanıdığını bildirmekle birlikte, bir ittifak antlaşma-sından söz edilmiyordu.Sovyetler`le ilişkiler bazı pürüzlere karşın sürdü ve 16 mart 1921`de imzalanan dostluk anlaşmasıyla (Moskova Antlaşması) sonuçlandı. Bu, Ankara`nın ilk siyasi başarısıydı.Moskova antlaşmasıyla ulusal hareket doğu sınırlarını güven altına aldığı gibi siyasi durumunu da güçlendirmiş oluyordu.    Ankara`nın Batı`ya karşı dış siyasetinin hedefi, İtilaf devletleri arasında baş-gösteren çelişkilerden olabildiği ölçüde yararlanmak ve Yunanistan`ı siyasi düzey-de mümkün olduğu kadar yalnız bırakmaktı.    Suriye ve Irak`taki askeri başarıyla Türkiye`nin yenilgisinde başlıca rolü oyna-yan İngiltere, Türkiye`nin ağır biçimde cezalandırılmasından yanaydı.Ancak bunun için doğuda gerekli kuvveti bulundurma olanağından yoksun olduğundan Yunanis-tan`ı öne sürmüştü.Ancak bu politikayı uygulamanın sanıldığı kadar kolay olmadığı bir süre sonra ortaya çıktı.Özellikle Kafkas cumhuriyetlerinin bolşevikleştirilme-sinden sonra İngiltere, bu politikasını yeniden değerlendirmek zorunda kaldı.1920 sonlarında İngiltere`nin ulusal harekete karşı tutumunda değişiklikler gözlenme-ye başlandı.Desteklediği Venizelos`un iktidardan uzaklaştırılmasından sonra İn-giltere önce Yunanistan`a mali yardımı kesti, daha sonra Türk-Yunan savaşı`nda tarafsızlığını açıkladı.    Müttefikler,Türkiye`nin temsilcisi olarak resmen İstanbul hükümetini tanımamakla birlikte, Türkiye ile sorunlarını Ankara hükümetini yok sayarak so-nuçlandıramayacaklarını çok geçmeden anladılar.Londra konferansı`na önce İs-tanbul hükümeti aracılığıyla, saha sonra doğrudan, Ankara hükümetini çağırmak zorunda kaldılar.Konferans sırasında İstanbul`un temsilcisi Tevfik Paşa`nın, sözü Ankara hükümeti temsilcisine bırakması üzerine Türkiye`nin tezleri Ankara`nın temsilcilerince ileri sürüldü. Konferans sırasında Ankara hükümetinin Dışişleri ba-kanı ve temsilcisi Bekir Sami Bey, İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcileriyle ayrı ayrı anlaşmalar imzaladı.Bunlardan İngiltere ile yapılanı esirlerin değiştirilmesine ilişkindi.Fransa ve İtalya ile yapılanlarsa bu devletlerle çatışmaya son veriyordu.TBMM, İtilaf devletleri`ne Türkiye`nin kabul edemeyeceği ödünler ve-ren bu antlaşmaları onaylanmadı.    Fransa, Ankara ile bir anlaşma yapmak üzere 9 haziran 1921`de Franklin Bouil-lon`u Ankara`ya göndermişti.Ancak, antlaşma, Sakarya`daki Türk zaferi Fransa` nın tereddütlerini giderdikten sonra 20 ekim 1921`de imzalanabildi.Bu antlaşma (Ankara İtilafnamesi) Fransa ile çatışmaya son veriyor, Güney cephesi`ni güven altına alıyordu.Ayrıca Fransa, hazırlayıcılarından biri olduğu Serv antlaşmasın`nın uygulanma olanağı olmadığını kabul etmiş oluyordu.    1922 başlarına gelindiğinde Sovyetler Birliği`nin desteği sağlanmış, Fransa ve İtalya ile çatışmaya son verilmiş, böylece İngiltere ve Yunanistan`a karşı hareket olanağı genişletilmişti.      Türk Kurtuluş Savaşı`nın bir özelliği de, dış düşmana karşı verilen savaş sıra-sında adım adım yeni Türk devletinin kurumlarını yaratmasıydı.Ulusal hareketin Osmanlı hanedanının tasfiyesi ve Türkiye Cumhuriyeti`nin kurulması sonucu do-ğurması, onu gerçekleştiren kadronun önemli bir bölümünün amaçlandığı, hatta karşı olduğu bir olguydu.Türk ulusal hareketinin amacı, işgal altındaki vatan top-raklarını kurtarmak, hilafet ve saltanatın hukukunu müdafaa ve temin olarak açık-lanıyordu.Ancak TBMM, fiilen “bir halk devleti ve hükümeti” oluşturmuş ve en yüksek yetkili organ olarak ulusun kaderini eline almıştı.Bu meclisin yaptığı anaya-sanın (Teşkilatı Esasiye Kanunu) birinci maddesinde, egemenliğin “kayıtsız şart-sız” ulusun olduğunun açıklanması demokratik cumhuriyete yönelişin bir işaretiydi. Ayrıca meclis kendi konumunu “milletin yegâne ve hakiki mümessili” olarak tanım-lanıyordu.Devletin adı da “Türkiye devleti” olarak anılıyordu.Bunlar, uzun vadede saltanatla bağdaşamayacak siyasal ilkelerdi ve Türkiye`nin islami  bir imparator-luktan ulusal devlete geçiş sürecinin kesin adımlarıydı.Bu süreç, askeri zaferin ardından Cumhuriyet`in ilanı, daha sonra da hilafetin kaldırılmasıyla noktalandı.                                 

ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞI'NIN KAYNAKLARI

I. Dünya Savaşı'nda dört yıl savaşan Osmanlı İmparatorluğu'nun çökmesinden sonra Türkiye'nin kurtuluşu için yapılan Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın kaynakları her bakımdan çok kötü durumda idi. Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı peşpeşe gelince 1918 sonunda ateşkes imzalandığında Türkiye altı yıl savaşmıştı. Bu savaşlar zaten mali ve ekonomik yönden perişan olan Türk kaynaklarını tüketmişti. Mondros'tan sonra artık Arapların yaşadığı topraklar İmparatorluktan ayrılmış, ayrıca ülkenin en verimli toprakları dört yandan işgal edilmişti. Birinci Dünya Savaşı'nda, Osmanlı Devleti 2.850.000 kişiyi silah altına almıştı. Yararlanabildiği nüfusu o tarihte 15 milyon kadar olduğuna göre, bu sayı yaklaşık beşte bir oluyordu. Bu büyük savaşta 325.000 şehit 400.000 yaralı 250.000 esir verilmişti. Salgın hastalıklardan ölenler ve göçler sırasında Türk halkındaki kayıplar toplanınca Türkiye'nin savaş kayıpları milyonla belirtilir. Birinci Dünya Savaşı sonunda Türkiye'nin nüfusu, ekonomik, .mali kaynakları yeni bir savaşı kaldıramayacak durumda görüldüğü için, ülkenin kurtuluşunu İngiliz, Amerikan mandalarında arayanlar çıktığı gibi yöresel kurtuluş çareleri arayan Müdafaa-i Hukuk hareketi de oluştu.

Nüfus

 Osmanlı İmparatorluğu'nda tam sağlıklı bir nüfus sayımı yapılmadığı için nüfus konusunda yeterli bilgi bulmak mümkün olamamaktadır. 1902'de kabul edilen "Sicil Nüfus Nizamnamesi" (Nüfus Sicil Yönetmeliği) gereğince 1905'de nüfus sayımı yapıldı. Ancak bu sayıma Arap vilayetlerinin çoğu (Hicaz, Bağdat-Basra, v.s.) ve Doğu illerinin çok ilkel durumda yaşayan aşiretleri alınamamıştı. Bu durumda Osmanlı İmparatorluğu'nun nüfusu 1914 yılında 18.520.016 dolaylarında idi. Mondros Ateşkesi'nin imzalanmasından sonra Halep, Suriye, Beyrut nüfusları toplamı olan 2.805.534'ü bu sayıdan düşünce 16.714.428 kalıyordu. Ayrıca Türk Ordusu'nu arkadan vurdukları ve iç güvenliği bozdukları için 700.000 kadar Ermeni de sınır dışı edilmişti. Bunun dışında ülkede Rum, Ermeni, Musevi, Latin, Bulgar, Sırp ve Ulahların nüfus toplamı 3.314.965 idi. Bunlar da genel nüfustan düşülünce İstiklal Savaşı'nın başladığı tarihte Türkiye nüfusu 13 milyon kadardı. Ancak İzmir ve Batı Anadolu (3.365.308) ve Trakya(546.280) Yunan işgali altında idi. Buraların nüfusundan yararlanmak da mümkün olmuyordu. Bu bakımdan yararlanılabilen nüfus toplamı 9.000.000 kadardı. Ancak, bu nüfus, açlık, her çeşit, ihtiyaç malzemesinin yokluğu, salgın hastalıklar (kolera, tifüs, verem, sıtma, çiçek, frengi, v.b.) yüzünden perişan durumda idi. Savaştaki insan kayıpları yüzünden erkek nüfusunun 18-35 yaş grubunda büyük açık oluşmuştu. Toplumun üretici ve tüketici oranı bozulmuş, tüketici olan çocuk, yaşlı ve kadın nüfusu artarken üretici yaş grubundaki düşüş üretime ve ekonomiye kötü etki yapmıştı. Ülkenin en aydın tabakası olan yedek subaylar savaşta ağır kayıplar vermişti.

Ekonomik Durum

Birinci Dünya Savaşı'nda ülkenin gençleri üretim alanından alınıp cepheye gönderilince, bu nüfusun tüketici duruma gelmesi sebebiyle üretimde büyük düşüş oldu. Her ne kadar kadınlardan üretimde yararlanmak yoluna gidildiyse de ihtiyacı karşılayamadı. Savaş ekonomisi kuralları uygulandığı için, ülkenin bütün kaynakları ordunun gereksiniminde kullanıldı. Yatırımlar durdu. Bunun yanısıra mali çöküntü, enflasyon daha çok arttı. Savaş bittiğinde "Kapitülasyonlar" ve "Duyun-u Umumiye" yeniden devreye girdiler.Mondros Ateşkesi'nden sonra ülkenin en verimli toprakları ve gelişmiş şehirleri işgal edildiler. Yunanlıların da İzmir ve Ege Bölgesi'ni işgal etmeleri üzerine, bu şehir ve yörelerin üretiminden ve vergilerinden yararlanma olanağı bulunamadı. Böylece nüfus kaynağının yetersizliği yanısıra, en verimli ve zengin ticari şehirlerin de düşman işgalinde bulunması yüzündcn, İstiklal Savaşı boyunca ordunun insan kaynağı ve bunların beslenmesi, giydirilmesi, her türlü bakımı, silah ve cephane sağlanması, maaş ve diğer masrafların karşılanması için geri kalan, çoğu yoksul, üretimi çok düşük topraklardan ve küçük ticari işletmelerin bulunduğu şehirlerin kaynaklarından yararlanıldı. insanve çeşitli üretim mallarından yararlanılan vilayet ve sancaklar çok azdı. Doğu Anadolu'dan (Birinci Dünya Savaşı'nda Rus ve Ermeni işgaline uğramış, nüfus içerilere göç etmiş olduğu için perişan durumda idi.) yararlanmak mümkün olmadı. Çeşitli gıda ve malzemeyi taşımak çok güçtü. Bu sebeple buradan ancak silah ve cephane taşınabildi. Milli Savunma Bakanlığı 1921 yılı sonunda bütün illerin ekonomik durumunu öğrenmek için bilgi istedi. Menteşe, İzmit, Bolu, Eskişehir, Afyon, Teke, Kastamonu, Ankara, Konya, Niğde, Silifke, Samsun, Sivas, Kayseri, Trabzon, Elazığ, Erzurum, Diyarbakır, Bitlis, Van, Kars ve Ardahan'dan gelen raporlar bu yörelerin zirai ve hayvancılıkla ilgili üretim mallarına sahip olduğunu gösteriyordu. Değerli madenlerin üretimi çok düşük olduğu gibi, işletmeciliğinin büyük kısmı yabancıların elindeydi. En önemli maden olan kömürün 1921 yılında üretimi 342.041 ton, 1922'de ise 410.000 ton idi. Ancak kömürün bulunduğu Zonguldak bir süre Fransız işgalinde kalmıştı.Yollar ise çok kötü durumda idi. Karayolları şose ve toprak olup, kullanılamayacak durumdaydı. Bu yollarda kullanılan ulaşım araçlarının çoğu, ilkel araçlardı. Kağnı, iki veya dört tekerlekli atlı arabalar, deve, eşekle, taşımacılık yapılıyordu. Bunlar durumlarına göre 100-140 km. arası yük taşıyabiliyorlar ve günde (kağnı 15-20 km.) 15-40 km. arası gidebiliyorlardı. Kamyon ve benzeri motorlu araçlar yok denecek kadar azdı.Demiryolları İstanbul-Bağdat hattı ve diğer hatlardan oluşuyordu. İzmit'e kadar İngiliz işgalinde idi. Eskişehir'de bulunan İngilizler, Türk kuvvetlerinden kaçarlarken üç tren kullandılar. İşletme veznesindeki 20.000 lirayı önemli memurları ve 13 lokomotif ve 100'den çok vagonu da beraber götürdüler. Ulusal kuvvetlerin elinde Osmaneli-Eskişehir (118 km.), Eskişehir-Ankara (268 km.), Konya-Ulukışla (237 km.) hatları vardı. Bunlar toplam 1.000 km. kadar tutuyordu. Bu hatlarda ise kömürlü 15 ve mazotlu 5 Lokomotif ve 717 kadar vagon vardı. M. Kemal Paşa 25 Mart 1920 tarihinde bu hatlara el koydurtarak askeri yönetim altına aldırttı. Ancak Eskişehir-Kütahya Savaşları sırasında kömür olmadığı için odun ve hatta vagonlar yakılarak taşıma yapılmaya çalışıldı.Fakat taşıma yetersizliği ve haberleşme olanaksızlıkları yüzünden Eskişehir'de çok malzeme kaldı. Sakarya Savaşı sırasında bu hatta günde ancak 320 ton malzeme taşınabildi. Büyük Taarruz öncesi ise 600 tona, bazen de 900 tona ulaştı.Deniz taşımacılığı, özellikle yurt dışından gelen malzemenin taşınması için büyük önem taşıyordu. Osmanlı Donanması İtilaf Devletleri'nin elinde bulunuyordu. Bu sebeple İstiklal Savaşı boyunca T.B.M.M. çok sınırlı olanaklarla çalıştı. 24 Ağustos 1920'de "Mili Savunma Bakanlığı Umuru Bahriye Müdüriyeti" kuruldu. Eylül 1920 tarihinden itibaren Rus limanlarından başlayan taşımada sivil motorlar çalıştılar. Diğer yandan Samsun'da Deniz Harp Okulu kuruldu, fakat ancak altı ay çalışabildi. Birkaç gemiyle başlayan bu ulaşım Rusların yardımı ile güçlendi.

Silah, Cephane, ve Malzeme Kaynakları

Mondros Ateşkesi'nin imzalanmasından sonra İtilaf Devletleri, bir yandan Türk Ordusu'nu terhis ettirirlerken diğer yandan da orduya ait silah ve cephaneye el koydular. Toplayamadıkları silahların önemli parçaları (tüfeklerin sürgü kollarını, topların kamalarını) kendi bölgelerine taşıttılar, geri kalanları da imha ettiler. Ordu elinden alınan silah ve elde kalanların durumu şöyleydi:

Silahın Cinsi Ordunun Elinden Alınan Türk Ordusu'nun Elinde Kalan
Ağır Top 1.099 82
Sahra Topu 606 200
Piyade Tüfeği 667.983 123.191
Ağır Mk. Tüfek 3.118 1.370
Anadolu'ya dağılmış bulunan birlikler içinde en düzgün ve malzeme bakımından en iyi durumda olanı Erzurum'da bulunan 15. Kolordu idi. 660 Subay, 19.047 er, 1.380 tüfek, 120 makinelı tüfek, 64 top, 3. 769 hayvana sahip olan bu Kolordu, Ermeni saldırılarına karşı bulunuyordu. M. Kemal Paşa'nın Samsun'a çıktığı sırada Anadolu'da bütün kuvvet 35.000 savaşçı kadardı. Eldeki silahların cephanesi ise çok sınırlı idi. Bunlarla en çok iki savaş yapılabilirdi. Oysa iç ayaklanmalar, Ermeni Harekatı, Pontus Ayaklanması, Fransızlara ve Yunanlılar'a karşı savaşılıyordu. Türk Ordusu'nun savaşı kazanabilmesi için gücünün en az şöyle olması gerekliydi:           
Düşünceler Er Tüfek Ağır Mk.Tüfek Top
Çeşitli Cephelerde 300.000 300.000 2.000 700
Geri Teşkil ve Jandarma 150.000 150.000 --- ---
Toplam 450.000 450.000 2.000 700
    Bu olanakları sağlamak için şu önlemlere başvuruldu:
* Elde mevcut silah ve malzeme ile işe başlamak.
   Dağınık durumda bulunan silah ve malzemeyi cephelerde toplamak.
* Savaş için gerekli görülen ve yurt içi kaynaklarından yararlanmak    için, silah yapımına başlamak.
   Atölyeleri çalıştırmak.
* Tarafsız dış ülkelerden silah ve malzeme satın almak.
* Yurt içi kaynakları topyekün seferber etmek.
* İstanbul'da İtilaf Devletleri elinde bulunan çok büyük sayıdaki    silah ve aracı Anadolu'ya kaçırmak.
İtilaf Devletleri'nin işgali altında bulunan yerlerde, özellikle İstanbulda, gerek Anadolu'ya silah, cephane ve milliyetçileri kaçırmak ve bilgi toplayıp Ankara'ya ulaştırmak, gerekse Rumların taşkınlıklarına ve Türklere karşı giriştikleri saldırılara karşı, Türk halkının can, namus ve malını korumak amacıyla çeşitli gruplar kuruldu Bunlar Felah Grubu'ndan başka şu isimler altında çalışmaya başladılar:
* M.M Grubu (Milli Müdafaa Grubu)
* Karakol Grubu
* Namık Grubu
* Bizci Grubu
* Kaynarca
* Ferhat ve Kerimi Grubu
Bu gruplar Anadolu'ya silah, cephane ve milliyetçilerin kaçırılmasında büyük hizmetler yaptılar. Akbaş Cephaneliği baskını ve bunun gibi birçok baskın olayı da kişisel faaliyetlerle gerçekleştirildi. 4 Eylül 1919-23 Nisan 1920 arası bu şekilde kaçırılan silah şöyleydi:* 230 piyade tüfeği
* 14 makineli tüfek
* 2 dürbün
Akbaş Cephaneliği'nden kaçırılanlar ise: * 8.000 tüfek
* 5.000 sandık cephane
* 200 ağır makineli tüfek
Tekalif-i Milliye Emirleri ile de Anadolu'nun kaynakları ordunun emrine verildi. Böylece iç kaynakların tüm sınırı zorlandı.

1920 yılı sonuna doğru Eskişehir ve Ankara'da silah ve cephane yapan fabrikalar bir merkez altına alınmaya başlandılar ve 10 Ocak 1921'de Milli Savunma Bakanlığı'na bağlı "İmalat-ı Harbiye Genel Müdürlüğü" kuruldu. Bu atölyeler ve fabrikalarda, Türk işçileri olağanüstü gayretle çalıştılar. Eski tren ve ray parçaları eritilerek, kılıç, süngü, tüfek süngüsü, top kamaları yapıldı. Çapları büyük mermiler, patlama tehlikesine rağmen inceltildiler. Ordunun büyük ihtiyacını özellikle, İnönü ve Sakarya Savaşları'nda bunlar karşıladılar. Sakarya Savaşı sırasında Eskişehir'dekiler de Ankara'ya taşındılar. Buralarda üretilen ve onarılan malzeme dökümünü yapmak çok yer alır.

   

  

  

 

 

  

    

Kurtluş Savaşı Resim

4  

Kurtluş Savaşı Resim

37320 

Kurtluş Savaşı Resim

12 

Kurtluş Savaşı Resim

s95 

Kurtluş Savaşı Resim

untitled1 

Kurtluş Savaşı Video

Kurtuluş Savaşı Video 1.Bölüm

. .

Kurtuluş Savaşı Video 2.Bölüm

 . .

Kurtuluş Savaşı Word Dosyası

Dosyayı indirmek için aşağıdaki linke tıklayınız.

http://uploaded.to/?id=dlezh0